|
|
|
HÜZNÜM; EKSİK OLAN KULLUĞUMDANDIR…
|
“Oğulları ona ömrün geçti gitti, hala Yusuf’u dilinden düşürmüyorsun. Vallahi ‘Yusuf’ diye diye kederden eriyeceksin veya büsbütün ölüp gideceksin demişlerdi.”
(Yusuf )
Dertli babalarına Yüzünde her zaman hüzün gözünde her zaman yaş olan kalbinde her zaman inceden inceye sızı olan Mahzun Peygambere böyle demişlerdi. Ama Mahzun Peygamber onlara cevaben der ki. Cevabı benim ta gönlümün derinlerine kadar tesir eder, bana hep rehber olmuştur. Aslında her insanın yapması gereken takınması gereken tavrı sergiledi ve dedi ki.
“(Yakup:) Ben sadece gam ve kederimi Allah'a arz ediyorum. Ve ben sizin bilemeyeceğiniz şeyleri Allah tarafından (vahiy ile) biliyorum, dedi. “
(Yusuf )
|
|
|
|
TEBRİZ`Lİ ŞEMS`DEN 40 KURALI...
|
Her badireden ve tecrübeden sonra, hiçbir kitapta yazılı olmayan, sadece can tefterime nakşedilmiş kurallara, bir yenisini daha ekledim.
Bunlara bir ad verdim” Gönlü Geniş ve Ruhu Gezgin Sufî Meşreplilerin Kırk Kuralı”
Bu kurallar benim için tabiat kanunları kadar evrensel, onlar kadar temeldir.Bu kuralların 40’ını birden tamama erdirmek uzun senelerimi aldı. Nicelerini silip silip yeniden yazdım. Şimdi artık eklenecek ne bir virgül kaldı ne nokta. Ne bir harf ne yeni kelime. Artık 40 kural da bittiğine göre, ömrü hayatımın son faslındayım.
TEBRİZ’Lİ ŞEMS.
|
|
|
|
BEN İNSANMIYIM?...
|
Ben bir organizmalar topluluğu olabilirim…düşünebilen bir akıl, görebilen bir göz, işitebilen bir kulak da olabilirim…ben bir birey olabilirim özgürce hareket edebilen…Kızan, üzülen, hatta gülen..çoğunlukla da ağlayan ama nefes alan yaşayan bir varlık da olabilirim…
Ben…adı herneyse ve her ne sebeple olursa olsun arzuları, istekleri, nefretleri hatta bitip tükenmek bilmeyen aşkları yaşayan bir canlı da olabilirim…
Evet, bütün bu duyguları yaşayabilirim ama…acaba ben bir İNSAN mıyım?
|
|
|
|
EY ŞAHİD-İ KERBELA`YA AĞLAYAN...
|
Yeni bir yıla daha girdik. Hicri 1431 senesi hepimize hayırlar, sağlık ve iyilik getirsin...
Hem Cuma hem Muharrem olunca gün, insan olmanın derin sorumluluğu bir kez daha hissediliyor... Muharremin yaslı on günü içindeyiz. Aşura hatırası, bilince inkılab ediyor... Hz. Hüseynimizin evladı ile birlikte şehit ediliş günlerini, elemle, hicranla hatırlarken, bu kederin, hayatı doğru ve anlamlı yaşamaya dair bir başlangıca dönüşmesi de gerekiyor...
|
|
|
|
AHLAKIN KUR`AN AHLAKIYDI YA SEVGİLİ...
|
Peygamberimizin Güzel Ahlakı *…Şüphesiz sen, pek büyük bir ahlak üzerindesin.*[Kalem Suresi 4]
Ayetinde de belirtildiği üzere çok güzel ahlaklı, şefkatli, anlayışlı, ince düşünceli bir insandı. Tüm Müminlerin maddi ve manevi her türlü sorunu ile ilgilenir, sağlıkları ve güvenlikleri için tüm tedbirleri alır, imanlarını ve takvalarını sürekli takviye etmeleri için onlara hatırlatmalarda bulunurdu. Peygamberimiz [sav]in tüm insanlığa örnek olan şefkati ayetlerde şöyle bildirilmektedir:
|
|
|
|
SEVGİDE DEVAMLILIK....VEFA !
|
Vefa, sevgide devamlılık demektir. Vefa demek, ihtiyaç hâlinde ona yardım etmektir. Arkadaş, öldükten sonra, onun çoluk çocuğunu, yakınlarını sevmek, onlarla ilgiyi kesmemek de vefadandır. Müslüman vefakâr olur. Vefakâr olmanın, yani sırf Allah rızası için sevmenin mükafatı büyüktür.
Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
(Kıyamette hiç bir himayenin bulunmadığı zaman, Allahü teâlânın himayesinde bulunacak yedi kişiden biri, birbirini [sırf Allah rızası için] sevenlerdir.) [Buhari]
|
|
|
|
KURBANI VE BAYRAMI DOĞRU ANLAMAK...
|
Önümüzdeki hafta Kurban Bayramı'nı kutlayacağız. Hacılar Mekke ve Medine'de, bizler de ülkemizde kurban ve bayram şuurunu yeniden hatırlayacağız.
Kurban, kesilen hayvana verilen ad olmakla beraber; Allah'a yaklaştıran veya kendisiyle Allah'a yaklaşılan şey anlamına gelir. Bütün dinlerin ortak ibadet ve ritüellerindendir. Kur'an-ı Kerim bunu anlatır (Hacc 34, 36; Kevser 2).
Hicretin ikinci yılından itibaren peygamberimiz her yıl kurban kesmiş, gücü yeten kimselere de kesmelerini emretmiştir. Hanefiler kurbanı vacip görmüş, diğer üç mezhep ise sünnet-i müekkede (yani farz ve vacip gücünden olmamakla beraber sık sık, devamlı uygulanan ibadet) olarak kabul etmişlerdir.
|
|
|
|
HOŞ GELDİN KALBİMİZE SEVGİLİ PİŞMANLIK…
|
Tenimizdeki çizik olmadan nasıl anlamıyorsak canımızın incinebilirliğini, pişmanlığın sızısı olmadan fark edemiyoruz içimizde saklı masumiyetin kırılganlığını.
Sessizce akıp giden suyun önüne çıkan bir çağlayan yahut kaya gibi suçlarımız; vicdanımızın sessiz bekçiliğini hatırlatırlar bize, girdaplar, fırtınaları katar masum sandığımız hayatımıza. Kendimizi masum ve günahsız, hatasız ve kusursuz bildiğimizde kalınlaşıveren, kalınlaştıkça da ruhumuzu sağırlığa hapseden demir perdeyi yıkar günahlar. Dokunulmazlığımız üzerine kurduğumuz sırça sarayın yıkılışını, haber verir içimizde yükselen “ah!”lar. Gururun kalesinin yangına verilişine denk düşer hatamızın utancını kıpkızıl yüzümüze taşıdığımız anlar.
|
|
|
|
SEVGİ KONUŞULMAZ,YAŞANIR.
|
Sevgi konuşulmaz, yaşanır.
Sevgiyi konuşmak, sözün bittiği yerden konuşmaktır. İnsan ancak sevgiye dair konuşabilir.
Ey sevgili okur! Bu yazıyı “sevgiye dair” bir yazı olarak oku!
Sevgi ışık gibidir, sevgisizlik karanlık.
Karanlığın kaynağı olmaz. Karanlık ışığın yokluğu halidir.
Fakat ışığın bir kaynağı olmak zorundadır. Kaynaksız ışık olmayacağı gibi, kaynaksız sevgi de olmaz.
|
|
|
|
ALLAH (c.c) DİYOR Kİ !
|
Kim ahdine vefa eder ve sakınırsa şüphesiz Allah da sakınanları sever. (Al-i İmran Suresi, 76)
Onlar Allah'ın ahdini yerine getirirler ve verdikleri kesin sözü (misakı) bozmazlar. (Ra'd Suresi, 20)
(Bir de) Onlar, kendilerine verilen emanete ve verdikleri ahde (harfiyyen) riayet edenlerdir. (Mearic Suresi, 32)
|
|
|
|